hoş geldin sevgili kış

bir yaz çocuğu olarak zor bu cümleyi kurmak. zaten yılın sekiz ayı doğduğum gün gelsin, herkesten daha tekil hissettiğim şu dünya da biraz da olsa doğum günümde normal hissedeyim demiş olmanın hemen ardından, belki de dört mevsimin en zor ve acımasız dönüşümüne şahit olmak…henüz ruhum ve kemiklerim ısınmışken tekrar yapraksız kalacak ağaçlarla konuşmak …

sanırım yeni bir yılın neden kışın ardından geldiğini anlamak zor değil …huzursuz bir mevsimin bitişi ancak yepyeni başlangıçlar ruhunun ironisi ile kotarılabilir…

bazı kışlar, başa çıkılamayanlar  listesi kabarır ya… Bu kış tam ondan işte.

Dünyanın aldığı huzursuz şekilden nasiplenmiş. dokunmak isteyip dokunamadıklarımızın, söylemek isteyipte söyleyemediklerimizin biriktiği hatta birikip üzerimize yağdığı …

sanırım bu yüzden içimden  başka hayatlarımız olsa ve başka bir kış gelse diye geçiriyorum.. ve bundan sonra ben o hayatımızda seni dinlesem sadece…

neler hissettin, neler yaşadın, hiç aşık oldun mu , olabildin mi. Gittiğin liseyi anlatsan mesela, o yalnız, suskun , esmer, mavi gözlü ergeni…

en yalnız hissettiğin anda  gelip gözlerinden öpsem..kimseye anlatmadığın yaralarını bana anlatsan mesela.

Sessiz duruşunun ardında ki kendinden emin çocuğun fırtınalarını ama en çok acılarını dindirsem.

ya da bu kış geçse ömrümüzden ne kaldığını görsek beraber….

sessiz sorularımın acıtan cevaplarını senden dinleyebilsem…

 

bir güzellikte siz yapın

ağlayınca göz rengi değişen insanları sevin; ruhlarını daha iyi görebilirsiniz. ağlayan insanları da sevin, içlerinde hala insanlık kalmış demektir

gün batımlarını seyredin, her bitişin başlangıca dönüşeceği hissini başka yerde bulamazsınız…

yel değirmenlerini siz de seyredin, belki rüzgarın anlatacak bir hikayesi vardır dinlememiz gereken…

arada da olsa sigara için,  bazen dünyanın griliğini kapatacak başka bir dumana ihtiyaç duyar ya insan, efkarımızı bastıran içimize çektiğimiz duman olsun…

Tüm yüreğiyle sevebilen insanlar var hala…her sabah boğazında iki elle uyanıp yine de hayatına devam edebilen…onları daha çok sevin.

Gemileri yakamayacak gibi duranlar limanı gözden çıkarmış olanlardır, en geç terk ederler. Terk edenleri de sevin, en çok onlar sevilmemiştir…

hala leylek sürüsünü gördüğünde daha çok gezeceğine inanların bir yerlerde tutun elinden.. kayıp düşmeye pek meyillidirler.

bir yerlerde ruhu kırık kayıplar derneği kurulursa bir gün, siz de üye olun. acımak kelimesinin tüm romanları bu kulüpte yazılacaktır…

şimdi en çok sevilmeye ihtiyacı olan insanlara bakın etrafınızda, sımsıkı sarılın…

çünkü sarılmak bu günlerde verilebilecek en büyük hediye insanlığa…

 

 

çünkü her hayal küçük bir düşle başlar

bana hep ortalama olarak nasıl bir yıl geçirmek isterdin diye sorsalar, seneler sonra net yanıtım 2016 olurdu…

ülkemin konjonktürel durumundan mütevellit hiç düzlüğe çıkmamış siyaseti sebebiyle içim kanayarak izlediğim tüm vahşeti ve utanarak canlı kaldığıma şükrettiğimi bir tarafa bırakırsam damak tadımı buldum bu yıl . Sanırım 30 yaş uğurlu geldi…ve asıl şimdi başlıyordu…

uzay çapında ki hayal gücüm ve küçücük aklımla, aklımın yetmediği zamanlarda kendimle verdiğim mücadelenin galibi asla dileklerim olmamasına rağmen (!) her şeyin olması gerektiği gibi olup hayatımda yer alması gerçeğini de gördüm sonunda…

hep kendimize sınırlar çizdiğimizden dem vururken aslında çizgilerin olmadığını görmek, hayatınızda muazzam bir sahneye tanıklık etmek gibi… ve benim filmim işte o zaman başladı. “Aslında bir kaşık yok ” repliği neden senelerdir bu kadar sihirli gelir şimdi daha iyi anlıyorum. Mesele bulunduğun kutudan çıkmak değil, aslında bir kutu yokmuş!

Ütopik olduğu hissine hiç kapılmadığım hayallerim var ; hikayem de. Çünkü her hayal kendi gerçekliğinin tohumudur bu da tecrübeyle sabittir.

ve tüm bunlar olmaya devam ede dursun ; doğum günü duygusallığı ile son vereceğim bu yazıya ..son bir kaç yılda benim ben olmamda katkısı olmuş ;yoluma katılan , benimle yürüyen, bana şahitlik eden her şeye ve herkese ; bir şebnem ferah şarkısından ; teşekkürler, büyüyorum sizinle…

 

hiç otuz olmadım ki

aylardır  öyle çok şey var ki içim de biriktirdiğim.. Ağlama duvarı açsam  dolar taşar sanırsam!

kendimi kaybettiğim kurumsal hayatımın gri çukurundan ev hayatımın siyah çukuruna her gün yaptığım yolculuk yaz gelmesiyle biraz da olsa renklendi…ne de olsa yaz çocuğuyum ben !

velhasıl kelam ağrılı sızılı inmeli çıkmalı 9 ayın sonunda nefes aldım ! nefes almak dediysem yeni yaşım kapıma dayanmış ondan mütevellit bu aydınlanma… 30 oldum! seneler önce hesap makinesiyle 2015 yılında 30 olacağımı hesaplarken 2015’in hatta yaşımın gelmiş olması  , e evet zaman geçiyor dediğinizi duyar gibiyim.

zaman geçerken şöyle bir dönüp bakasım gelmiyor. geride bıraktığım hiç bir şeyi sevmedim ben, çoğu zamanda sevmediğim için bıraktım zaten. bırakamadıklarımı önüme alıp baktığımda da öyle pırıl pırıl bir fotoğraf yok karşımda…yeni yaşımla gelmiş bir ağırlık mı desem başka bir rahatlık mı desem adını da koyamadım henüz. bu güne kadar inandığım en mutlak şey hiç bir şeyin tesadüf olmadığı ve olmayacağıydı. keza gördüğüm, tattığım, yarı yolda bıraktığım,bırakıldığım ne varsa bir şekilde o anın veya sürecin gereksinimlerinden benimle beraberdi demeyi bildim. yani bu 30’lu yaşlara gelince de bunun rahatlığı mıdır yoksa bu olayı daha bir özümsedim sanki.

öyle 1 günde olmuş gibi anlattım ama geçmişi derin bu mevzunun.

yaşlanmak denilen şey de bana uğramıyor bunu anladım, ben büyüyorum! her geçen gün hücrelerimi pörsütmüyor benim aklımı açıyor aksine! içi geçmiş ülkem için daha çok mu gözlerim doluyor artık her şeye , evet. ama seviyorum insani güdülerimi büyütmüş olmayı. 30 olmadan bilemediğim bir şeydi bu mesela…

yazamadığımı yada düşündüklerimi paylaşmak istemediğimi fark ettim ama. belli bir sınırı ya da kotası var bu işin. o sınıra gelince, ya kelimelerin tükeniyor ya da üretkenliğin bitiyor… şu blog şahit , kaç aydır taslakta duruyor yazılarım… aynı şekilde bekleme listesinde görmek istediğim insanlar. stand by ‘dayım şu aralar sosyalleşme açısından.

neydi gelen neydi giden derken geldi 30’um işte  , bilmediğim çok şey önümde kırmızı halıyla… bildiğim her şey serüvenimde sırt çantam da…bıraktıklarımı da kırmızı halının altına süpürdüm süpürge ile 😉

bilmediklerim için başlıyorum yeni yolculuğuma…

her şeyin bir ilki vardır…

dün gece oturmuş , sonbaharın gelmesiyle nereden çöktüğünü anlamadığımız tembelliğimizle nasıl olur da bu döngüden kurtulabilirizi konuşuyorduk ki; hayatımızda ki ilkleri ne çok özlediğimizi fark ettim… İlklerle yaşadığımız heyecanı aslında tekrar nasıl da istediğimizi…

çok alakasız görünse de aslında konu tamamen ilk kez İngiltere’de içip çok sevdiğim CARLING birayı 5 yıl sonra hiç beklenmedik bir anda bulmamla oldu:)

sonra ilklerimi ve hiç unutamadıklarım düşünmeye başladım.

İlk alkol alışımla başladı film döngüsü elbette…

İlk sarhoşluk..ilk sarhoş telefona saldırma sebebim….

üniversite de ki ilk günüm.. ilk evim… ilk  işe başladığım gün…

20li yaşlarla birlikte format değiştiren ilişkilerin getirdiği ilk duygular…

Her şeyin ilkinin aslında ne orijinal ne heyecanlı ne bulunmaz bir şey olduğunu fark ettim…

aslında orijinalliklerin , ilk  ve hatta tek kalabilmenin değişmez bir his olduğunu bunun sürekliliğinin nasıl bir haz olabileceğini hayal ettim… hımmm, herşeyin ilk tadında  olduğu bir hayat! işte tam istediğim!

işte bu yüzden;

her sabah sanki hayatımın ilk günüymüş gibi uyanmayı istiyorum artık..

her su içtiğimde ilk kez tadına varıyormuş gibi…her nefes alışımın eşsiz bir ilk deneyim olmasını diliyorum…

her kalp çarpıntımın neden bu kadar acıttığına da buradan kanaat getiriyorum; ben her şeyi ;sevmeyi de dahil ilk gün ki gibi yapabilmeyi seviyorum! İlk topuklu ayakkabılarımın canımı ne kadar  acıttığını ama yüksek topuklar üzerinde olmayı yine de ne kadar sevdiğimi biliyorum 🙂

Hadi her şeyi ilk gün ki gibi sevelim… her yeni gün zaten hayatımızın dünden sonra ki ilk günü değil mi ?;)

yeniden başlarken…

şimdi aklımdan ne geçse yazmak zamanı.

içimde tutamayacak kadar büyüdüler zira…öyle göz yaşı döküp,köşe bucak kaçmalarla da geçecek gibi değiller sanki. Büyümek, eskiden lunaparkta zamanı dondurup eğlenecekmişim gibi gelirken her geçen gün aslında omuzlarımda taşıdığım bir yük esasında…

insan bedeninin bu kadar yüke dayanamayıp toprakla bütünleşmesi doğal bir huzur döngüsü sanki.

dünyanın bütün acılarını hissetmek insan olmaya çalışmak. tam anlamıyla bu evet..

Daha çok çabaladıkça  daha da ortak olmak acılara.. daha çok ego hissetmek, daha çok “yok artık bu kadar da olmaz” demek… en kötüsü bunu derinden hissetmek,kendi acınmış ya da yara ya da eksiklinmişçesine.

Şimdi yaşanmış bütün sorunlara- acılara bakınca;

Klişe de üzerine tanımadığım bütün cümleleri kurdum kendime; ve ülkeme!  bu da geçecek…kötü şeyler üst üste gelir,sonra  her şey yoluna girer… tecrübeyle sabittir ama zaman kavramının  evrenle bizim anladığımız 3 boyuta uymuyor olması can sıkıcı…burada sabır giriyor devreye ki, bildim bileli kendimi çok sabırlı bir hatun olamadım…

ama yine de nefes almayı bildim sanırım, kör topal da olsa…

şimdi aklıma geldi de, yaşlanıyor muyum yoksa büyüyor muyum acaba???photo

 

 

 

 

geri döndüm …

1 yıl kadar uzuuuun bir aradan sonra ,evet geri döndüm! küçük bir taşınma ve özgün bir isimle 🙂

sanırım kötü bir alışkanlık,başladığım hiç bir şeyi bitirememek…hayatımda başlamış olanların bitememesi,temiz bir sayfa sonu yapamamasından kaynaklanıyor olabilir mi sorusu geliyor aklıma… 

dikkat dağınıklığıyla,uzman birisi tarafından konulmuş zihnimde ki zincirleme fikir baloncukları da cabası sanırım…

tüm bunlar sebebi ile normal olmamanın ne demek olduğunu da yirmi sekiz yaşında öğrenmiş olmak ironik tarafı 🙂 

Bu anormallikle yaşamaya alışmak-öğrenmek sancılı olsa da…her şeye rağmen yazmak!

Bir anormalin şizofreni dünyasında ,zincirleme fikir baloncuklarına nasıl zıpladığına buradan şahit olabilirsiniz… şu an bile bir örneğim var 🙂 daha bu satırları karalarken bile,fonda başlamış hatıralar dizisi; ilk ne zaman yazmaya başlamıştım? yazdıklarımı nerede topladım? defterimin kapağı nasıldı? defterimi kimin hediye etmişti? şuan nerede olduğu ve kim bilir kaç kere okuduğumu…burada durdurmak zorundayım zira okuduklarımı hatırlamaya başlarsam sanırım günümü güzel kapatamayacağım 🙂

burada her şeye ve herkese rastalayabileceksiniz…bazen kendinize,bazen ayrılıp gırtlaklamak istediğiniz sevgilinize,bazen anlamsız kadın erkek ilişkilerine,bazen patronunuza,annenize,kıyafetlerinizi izinsiz giyinen kız kardeşinize… seyahatlerimize gitmek istediğimiz yerlere… hatta belki kek tariflerime 😉 

keyifli okumalar şimdiden 😉

Sevgiler.

Alevole…