geri döndüm …

1 yıl kadar uzuuuun bir aradan sonra ,evet geri döndüm! küçük bir taşınma ve özgün bir isimle 🙂

sanırım kötü bir alışkanlık,başladığım hiç bir şeyi bitirememek…hayatımda başlamış olanların bitememesi,temiz bir sayfa sonu yapamamasından kaynaklanıyor olabilir mi sorusu geliyor aklıma… 

dikkat dağınıklığıyla,uzman birisi tarafından konulmuş zihnimde ki zincirleme fikir baloncukları da cabası sanırım…

tüm bunlar sebebi ile normal olmamanın ne demek olduğunu da yirmi sekiz yaşında öğrenmiş olmak ironik tarafı 🙂 

Bu anormallikle yaşamaya alışmak-öğrenmek sancılı olsa da…her şeye rağmen yazmak!

Bir anormalin şizofreni dünyasında ,zincirleme fikir baloncuklarına nasıl zıpladığına buradan şahit olabilirsiniz… şu an bile bir örneğim var 🙂 daha bu satırları karalarken bile,fonda başlamış hatıralar dizisi; ilk ne zaman yazmaya başlamıştım? yazdıklarımı nerede topladım? defterimin kapağı nasıldı? defterimi kimin hediye etmişti? şuan nerede olduğu ve kim bilir kaç kere okuduğumu…burada durdurmak zorundayım zira okuduklarımı hatırlamaya başlarsam sanırım günümü güzel kapatamayacağım 🙂

burada her şeye ve herkese rastalayabileceksiniz…bazen kendinize,bazen ayrılıp gırtlaklamak istediğiniz sevgilinize,bazen anlamsız kadın erkek ilişkilerine,bazen patronunuza,annenize,kıyafetlerinizi izinsiz giyinen kız kardeşinize… seyahatlerimize gitmek istediğimiz yerlere… hatta belki kek tariflerime 😉 

keyifli okumalar şimdiden 😉

Sevgiler.

Alevole…

 

 

Reklamlar

bir hikayem olsun istedim

sonu üç noktalı olsun… ama başı da!
nereden geldiği bilinmesin,nereye gideceği de…bu yüzden çilek tadında olsun.
uzun deniz yolculuklarından sonra karayı gören denizcilerin sevinçleri gibi olsun…
nefes almak kadar rahatlatıcı,huzur dolu….
gitmek gibi özgürlük dolu.
hayalini kurduğum,yarattığım dünyalarda kendim olmak gibi…
sorgusuz,sualsiz,hesapsız…
“kimse” olayım,masal kahramanı gibi ama” ben” de olayım der gibi…
-mış gibi yaşamadan…öyleydim,hala öyleyim…
sıcak,samimi,içten,kocaman seveyim…sonuna kadar yaşayım…yaşayacağım da… zaman içinde!!!
içimden geldiği gibi,”kimse” gibi olmadan…
bazen bütün saçmalıkların ortasında dimdik ayakta,sadece deliliğinden cesaret alırcasına…
bazen kız çocuğu kadar kırgın,elinden şekeri alınmışcasına…
ama özgünce,özgürce…
dünyaya ayak uydurarak,hani öyle zor değil ya …bir yığın “her şeyin bir sebebi var” ın içinde boğulurken,
karşısında durmak yerine,akıp gitmek aslında….
hissetmeye izin verdiğinde,kendi duvarlarını yıkıp,affetmeyi bilip,sevgiyle yaklaştığında hayat daha anlamlı ya…
kendine sordugun sorularına, verilen samimi cevaplarla daha da yaşanılası ya sanki….içinden geldiğince.
bazen paylaşılan havuçlu kek tadında….
bir sürü yüreği,düşünceyi,farklı ruhu bir araya getirircesine…
kırgın ,örselenmiş,yorgun bir ruha iyi gelircesine…
çok uzakta bir dosta,evinde hissettirircesine… olmasa da yan yana,bir rakı kadehini tokuştururcasına…
tüm bunları hissederek! hissettirircesine ama….
yalnızlık paylaşılmaz der özdemir asaf usta…
ama hayatlar,sevinçler,hüzünler paylaşılır….paylaştıkça anlamlanır.
gitmek gibi,kal demek gibi….
vakitlice,yanlış zamanda yanlış yerde değil ama…
hayatıma “vakitlice” katılmış,çok değerli birinin verdiği Oruç Aruoba / de ki işte kitabından ufak bir alıntıyla bitiriyorum hikayemi….
“yaşamında en zor işin,kendi yolunu yürümek olacak,
– ve ilişkin olan,önem ve değer verdiğin kişilere,bunu anlatmak:Yaşamak,yaşadığın kadarıyla,
yalnızca senin yaşamın olduğunu ,aynı şeyin onlar için de geçerli olduğunu;ilişki de olmanın da
bu temel gerekliliği engellemediğini,
engellememesi gerektiğni……
ama anlatamayacaksın ki….
-Çünkü kendin bile gereğince anlamamış olacaksın bunu….